Geceleri | Fredrikas-ta Sikis

Şarkılar bittiğinde, herkes sessizce oturur ve rüzgârın taşıdığı “ses”yi dinler. Bu ses, bazen bir çocuğun neşeli kahkahası, bazen bir kadının gözyaşı, bazen de bir çiçeğin nazik hışırtısı gibi duyulur. Bu an, içsel bir arınma ve yenilenme anıdır.

Erkekler, büyük büyük dedelerinin anlattığı efsaneleri, kahramanlık hikâyelerini ve eski şarkı sözlerini hazırlar. Bu sözler, rüzgârla birlikte taşınacak ve “Sikis” adındaki bilgenin ruhu gibi kulaklara ulaşacaktır. Fredrikas-ta Sikis Geceleri

Kadınlar, “Temizlenme Çiçeği” suyunu yudumlarken, erkekler eski şarkı sözlerini söyler. Şarkıların notaları, rüzgârla birleşir ve gökyüzünde yankılanır. Bu an, bir “rüya geçidi” olarak kabul edilir; herkesin içindeki gizli arzular ve korkular hafifçe ortaya çıkar. dağın tepesinden aşağı doğru süzülürken

Ritüelin ortasında, bir ışık hüzmesi çemberin ortasındaki taş bir alçak çukura düşer. O çukur, Sikis’in eski bir hatırası olarak kabul edilir. Köylüler, çukurun içine bir taş koyar ve “Sikis’in adıyla” bir dilek tutar. Bu dilek, rüzgârla birlikte dağın zirvesine doğru yükselir ve oradan geri döner; böylece dilek, doğanın bir parçası olur. çemberin ortasındaki ateş alev alır.

Bu ritüel, “Sikis Gecesi” olarak anılmış ve nesilden nesile aktarılarak bir kutlamaya dönüşmüş. Her yılın en uzun gecesinde – kışın en koyu saatinde – köylüler bir araya gelir, rüzgârın taşıdığı eski şarkıları söyler, ateşin sıcaklığıyla içsel yolculuklarını tamamlarlar. a. Temizlenme ve Sırlı Çiçekler Sikis Gecesi’nden bir gün önce, köyün kadınları “Temizlenme Çiçeği” (Siyah çiçek) adlı nadir bir bitkiyi toplar. Çiçek, bir litre suya konularak akşam saatlerinde köy meydanının ortasına dökülür. Bu su, rüzgârın taşıdığı enerjiyi “süzer” ve gece boyunca içen herkesin düşüncelerini berraklaştırır.

Her aile, bir avuç kuru odun ve bir yumuşak yağ lambası getirir. Bu lambalar, çemberin etrafına eşit aralıklarla yerleştirilir; ışık, karanlıkta bir yıldız denizi yaratır. 3. Gecenin Ritüeli 1. Çemberin Açılması Güneş tamamen battıktan sonra, köyün en yaşlısı çemberi açar. Herkes el ele tutuşur, gözler kapalı ve derin bir nefes alır. Rüzgâr, dağın tepesinden aşağı doğru süzülürken, çemberin ortasındaki ateş alev alır.